Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Seçkincilik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Popülizmin filmi, filmin popülizmi

Bir şeye taraf olmakla başka bir şeyin karşısında olmanın zorunlu bir ilişki olduğunu sanıyorum. Popülist kültür, halkın tarafında, yanında olmaktan önce halk olmayı teklif ediyor. Halk olmak, kiri pası olmakla birlikte kelimenin iyi anlamıyla sade, basit olmaktır. Halk edilmiş olduğunu bilerek yaşamaktır. Halkı böyle anladığımız zaman taraf olmak, karşı olmak meselesi biraz daha netleşir. Halk, sevabıyla günahıyla yaratıldığını bilerek yaşarken yaradılışını anlamlandıran kişi ve eserleri sevgiyle izler, onu kendi zevk ve beğenilerinden (bunun halkın yaradılışı, dini inancı, yaşadığı coğrafya ve kültürle ilgisi vardır) uzaklaştıran kişi ve eserlere yüz vermez. [Bir gün Bayburt’a bir senfoni orkestrası gelir. Ve tüm Bayburt halkı bu konseri izlemek için davetlidir. Konseri merak eden Bayburtlular salonu hınca hınç doldurur. Konser sonunda bir gazeteci, Bayburtlu bir vatandaşa senfoni konserini nasıl bulduğunu sorar. Bayburtlu cevap verir: "Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi....

İslam milleti var mıdır?

Yüzde yüz. Ama tamamı halktan oluşan, seçkinleri de halktan olan yahut halkçı olan, ama bunun dışında hiçbir silahı, vasıtası, ortamı olmayan bir millet. Cezayirliler Fransızca, Pakistanlılar İngilizce konuşur yahut konuşulanı anlar. Türkçe, Arapça, Farsça gibi dünyanın klasik dilleri arasında özel bir yeri olan, evrensel 3 dilden herhangi biri İslamların anlaşma dili değil. İslamın resmi temsil seviyesi yok. Hiçbir devlet, hiçbir kurum İslamı açıkça temsil etmiyor. İslamın anadili kuşdili, yaşama alanı ev ve sokaktan ibarettir. İslam zaten bir halk dinidir. Seçkinlere ancak halka hizmet ettikleri ölçüde yer veren bir dindir.

Erkhan is not Ours

Her an vestiyere ceketini bırakacakmış gibi hazırda duranların müzisyeni Erkan Oğur. Öylesine temiz ve müzik yaptığı toprağın karmaşasından uzak bir süzülmüşlüğü var ki müziğinde; girişte ceketinizi bırakmazsanız o temizliğe halel gelecekmiş gibi bir durum var. Popüler olan kayıtları türküler olmasına rağmen dinleyici kitlesine halkı bir süzülmüşlük perdesinden izletiyor bu yüzden. Halkın bilgeliğini ve görgüsünü görebilmenin en önemli yollarından biridir türkü. Fakat Erkan Oğur’un elinde bu yol imkansız hale geliyor. Başarısız bir jazzman ve kötü bir psychedelic tecrübesi olması bu imkan kısıtında önemli paya sahip. Esas önemli etken ise türküleri seslendirirken ve çalarken yaptığı tahribat. İnsanlar da burada zokayı yutuyor. Bu tahribatı (deformasyonu) bir yenilik (reformasyon) olarak görme hevesindeler çünkü. Özgürlükçü düşüncenin, bireyselleşmenin her tür yeniliğe -araya hiçbir perde koymadan- kapı açması yüzünden. Babaları peruk taksa “annem” deyip bağırlarına basacaklar neredeys...