Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Popülizm etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sadece şikayet mi edeceğiz?

Olumsuz bir tarafı var popülizmin. Düşünce olarak da eylem olarak olumsuz tarafı var. Yüzyıllardır yapıldığı iddia edilen ve hep yalan çıkan bir şeyi, hakikaten halka hizmeti söz konusu ettiğinizde çok fazla olumlu olamıyorsunuz. Üstelik her grup, her parti, her kesim bunu iddia ediyor. Bize gelin biz herkese falan filan. Vaatler. On bin peşin, ev senin diyor reklamdaki müteahhit. Para kazanmak için yaptığı reklamdan bile para kazanan müteahhit. Müteahhit söz veren demek. Ev yapan bir adam, kolay ev sahibi olma vaadinde bulunuyor. Bunda olumsuzluk nerde. Çok basit ki devletin yani halkın arazisinde bu evleri yapıp sadece alım gücü yüksek insanlara satmasında. Çekmece tarafına haritadan bir bakın, Çekmece gölünün çevresinde bir boş arazi ve bir de Şerafettin Yaylası Spor Tesisleri göreceksiniz. Hani Galatasaray futbol takımının önce çöreklendiği, taraftarları evlerine maçtan ancak günler sonra dönebildiği, maç sırasında da rüzgarın topu alıp alıp götürdüğü stat. Bir, o arazi hepimizin. ...

Yorum yorgunluğu

Gelen yorumların adrenalininin yüksekliği dikkatimi çekiyor. 1990'larda, Berlin Duvarı yıkıldı, ideoloji bitti derlerdi. Geçen yirmi yıl boyunca da bunu tekrar edip durdular. En sonunda 2010 Aralık'ının 19'unda radikal gazetesi manşet attı: Halk açılımı ! Bir de resim yapmışlar, sola koydum, CHP'nin temsili 6 okunun Halkçılık oku öne fırlamış, bir de spot var yanında: Bir ok öne fırladı!. CHP kurultayında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun programı 1970'lerin Ecevit popülizminin bir tekrarı görünümünde. Bu kadarı geçen 20 yılda asla tam olarak söylenemezdi. Bu derece popülizm hiçbir sol parti tarafından ifade edilmemişti. Gerçektir değildir, geçerlidir imkansızdır, bunu tartışırız. Ama CHP böylece adrenalini 77-78'deki kadar olmasa bile onu hatırlatacak şekilde yükseltiyor. 

Popülizmin filmi, filmin popülizmi

Bir şeye taraf olmakla başka bir şeyin karşısında olmanın zorunlu bir ilişki olduğunu sanıyorum. Popülist kültür, halkın tarafında, yanında olmaktan önce halk olmayı teklif ediyor. Halk olmak, kiri pası olmakla birlikte kelimenin iyi anlamıyla sade, basit olmaktır. Halk edilmiş olduğunu bilerek yaşamaktır. Halkı böyle anladığımız zaman taraf olmak, karşı olmak meselesi biraz daha netleşir. Halk, sevabıyla günahıyla yaratıldığını bilerek yaşarken yaradılışını anlamlandıran kişi ve eserleri sevgiyle izler, onu kendi zevk ve beğenilerinden (bunun halkın yaradılışı, dini inancı, yaşadığı coğrafya ve kültürle ilgisi vardır) uzaklaştıran kişi ve eserlere yüz vermez. [Bir gün Bayburt’a bir senfoni orkestrası gelir. Ve tüm Bayburt halkı bu konseri izlemek için davetlidir. Konseri merak eden Bayburtlular salonu hınca hınç doldurur. Konser sonunda bir gazeteci, Bayburtlu bir vatandaşa senfoni konserini nasıl bulduğunu sorar. Bayburtlu cevap verir: "Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi....

Popülizme yeni bakışlar. 12 Kasım 2010, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, konuşma özeti

Popülizm ve elitizmle ilgili garip bir çelişki, hatta çapraşıklık var. Elitistler kimseyi beğenmedikleri, gizli ya da açık herkesi aşağıladıkları halde çok seviliyor, takip ediliyorlar. “Fan”ları var. Popülistler herkese yararlı olmayı, en azından zararlı olmamayı ilke edinmişler. Fakat insanlar popülistlerden ya kaçıyor ya da onlara hakaret ediyorlar. Bu çelişkinin bir açıklaması var. Zaaf. İnsanlar elitistlerle Aristotelyen anlamda mimetik ilişki kuruyorlar, yani onlara özeniyorlar. “Duruş” deniyor buna. Duruş poz demek. Ama poz olumsuz, duruş olumlu anlamda kullanılıyor. Poz ya da duruş aynıdır aslında. Doğal değildir. Zorlamadır. Naif değildir. Bilinçlidir. Samimi görüntüsü altında ya hesap vardır ya farkındalık. Özenme, mimesis, taklit, özenti... Ne dersek diyelim, seçkinlere ya da seçkincilere perestiş etmek masum ve masum olmayan iki tarafa sahiptir. 

Kitap okuyarak mı popülist olacağız?

Turgut Özal 1920 Ankara'sının veya daha kötüsü 1860'ların Rusya'sının halkçılığına takılıp kalırsak evden sokağa çıkamayız, kimseye de zerre kadar faydamız dokunmaz. Popülizm bizler için bulunduğumuz yeri keşfetmenin ve o yeri yeniden icat etmenin bir yolu olmalı aynı zamanda. Kimlik politikaları tarafından yıldırılmış, ılıştırılmış, sindirilmiş orta sınıflara na-mensubiyetimizi kararlı bir şekilde ortaya koyduktan, bir başka deyişle kafa kaadımızın kimlik hanesini sahiden olduğumuz ve inandığımız esaslar (Müslümansa Müslüman, komünistse komünist) dışında boşaltarak, bizden başka kim var ve ne oluyor gibi daha ilişkisel, dolayısıyla ahlaki ve sonuç itibariyle hayati soruları teker teker sorup cevaplama aşamasında bize daima yardım edecek popülizm. Kim olduğumdan eminim zannedersin ama dünya çapında yapılan küçük bir ayarlama hayatını, hatta aklını alır. Sen de bana ne oldu der durursun. Yoksulluk görmesen de yoksun kılınabilirsin ve kendinden yoksunluk ise yoksulluktan daha...

Neden halkçı değil popülist?

Yeni Destan yerine Neo-Epik dediğim gibi Halkçılık yerine Popülizm diyorum. Nasıl ki "yeni destan" akla "Yeni Türkü", "Çağdaş Türkü", "Yeni Bütün" gibi goşist çevreleri akla getirecek idiyse, Halkçılık terimi üzerinde de Kemalistlerin ipoteği var. Kelimeler uzayda var olmazlar, onları kullananlar şekillendirir ve anlamlandırır. Konuyu biraz bu yönden kurcalayınca popülizm teriminin dünyada gelmiş geçmiş bütün halkçılık türlerini yakınlaştıran bir terim, İngilizce de olsa İngiliz dili sınırlarıyla ilgisi olmayan bir terim olduğunu gördüm. Güncel siyasette ve sanat alanında sevmediğim adamlar başkalarını, genellikle halkın sempati duyduğu kişi, siyaset ve etkinlikleri popülist olmakla suçluyordu. Popülistin karalığı çarpıcıydı, popüler ve elitin aklığına karşı. Yarı şaka yarı ciddi, Fayrap'ın logosunun altına "Popülist edebiyat dergisi" yazdım. Bizi suçladıkları şeyi üstlendim yani. Neden popülizmle suçluyorlardı bizi? Çünkü biz kendi...

Popülist kültür bildirisi

1. Popülist Kültür Hareketi, halklaşma önerisiyle yola çıkıyor. Biz bugün siyaset ve kültür ortamında birçok başka düşüncenin yaptığı ya da ileri sürdüğü gibi halk adına konuşmak iddiasında değiliz. Halk adına konuşma iddiasında bulunanlar, ideolojileri ne olursa olsun, kendileri ile halk arasına hiyerarşik bir mesafe koyarak başlıyorlar işe. Gidilecek yolu kendilerinin daha iyi bildiğini söylüyorlar. Bir eğitmen rolü üstleniyorlar. Bu da aslında halihazırda tecrübe ettiğimiz şekliyle devlet ile millet, kendilerini seçkin kabul edenlerle halk arasındaki ayrımın sürdürülmesi anlamına geliyor. Değişen sadece buna talip olanların kimliği oluyor. Popülist Kültür Hareketi, öncelikle bu ayrımı reddetmenin, bu oyunu terk etmenin gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla bugün mevcut mevzilerden hiçbirini ele geçirmek ya da bunlardan kendimize pay biçmek için yola çıkmıyoruz. Kimsenin halk karşısında daha ayrıcalıklı bir yeri olduğunu ...

Haşmet Babaoğlu halkı tarif ediyor

"TUZU KURU KESİM YARDIM EYLEMLERİNE İNANMIYOR" Pakistan'daki sel mağdurları için Türk halkının her kesimi seferber oldu. Memurlar kendileri için hükümetten zam koparmaya çalışıyor ama  öbür yandan belki aldıkları zamdan fazlasını yardım diye yolluyorlar. Bu toprakların insanının merhameti ve yardımseverliği açlığından, yoksulluğundan önde gidiyor. Ne diyorsunuz bu duruma? Haşmet Babaoğlu:  Evet, bizim insanımız böyledir. Hala böyle... Özellikle de yoksullar, yoksulların; mağdurlar, mağdurların halinden anlıyor. Asıl problem çok küçük bir kesimin bakışında! Tuzu kuru ve toplumun diğer kesimlerine tepeden bakan bir üst ve orta sınıf kesimi var ki, onlar her şeyden kuşkulanmayı, her yardım eylemini güvensizlikle sorgulamayı marifet biliyor! Kendi toplumlarının derin ve yaygın merhametini sadece büyük depremler ve sel felaketleri sırasında fark ediyorlar...  Oysa gelin herhangi bir zaman Fatih'e çıkalım, Bağcılar'a, Ümraniye'ye gidelim! O zaman gö...

Brecht'in Me-Ti'sinden...

Mi-en-leh'in derneğini kurduğu dönemde onunla geçinmek çok zordu. Çünkü Mi-en-leh çok sert bir disiplin uygulanmasında diretiyordu. Öğretmeni Le-peh, ona şöyle dedi: Ancak sana boyun eğmeye hazır bir avuç insanla birleşirsen, demircilere zafer getiremezsin. Demirciler de tek başlarına çok güçsüz oldukları için başka savaşçılarla birleşmek zorundadır. Mi-en-leh buna şöyle karşılık verdi: Sabancılar tam da ittifaka ihtiyaç duydukları için disiplinli olmak zorundadırlar. İttifaka girmek isteyen, kendi içinde bir bütün olmalı; bu yapılmazsa dağılmalar olacaktır. (11) Mi-en-leh şöyle dedi: Yalnız kendi vicdanının sesini dinlemek, yalnızca kendi düşüncelerini temel almak, başarısızlıkla sonuçlanan her girişimden sonra kendi inine çekilmek, hep tüm yeniliklere yönelik olmak, kendini her zaman en önemli davalar için saklamak, yalnızca düşünceyi hareket noktası almak, yalnızca tehlikeleri sevmek -bunlar derneğin dışında da yapılabilir. Dernekte ise zafer mücadeleyle gelecektir. (18) Ber...

Yoksulluk

Kendi için üzülmez yoksullar. Kendi olamayacak kadar kendilerinden geçmişlerdir. Sınırını bilendir yoksul. Eksiğini fazlalığını. Kendine ayakkabı alamadığı için üzülmez yoksul. Ama çocuğuna alamadığı ayakkabı için dünya bin defa yıkılır başına. Sırtındaki yırtık gömlekten gocunmaz; çocuğuna yeni bir gömlek alabilmişse dünyalar onun olmuştur. Biz onlara acıyarak bakarız, nasıl olsa her şeyimiz tamdır, mükemmeldir. İslamcıyız, iyi adamlarız onların hakkını savunuruz arada bir. Yoksullar için yola çıkarız bazı bazı. Sen elindekileri kaybetmekten korkuyor musun, o zaman önce kendin için üzül. Yoksul, taştan ekmeğini çıkaracaktır. Sen sadece taşın övgüsünü yapıyorsun. Taşa elin hiç değmemiş. Sen dünyaya kafa tutuyorsun ama dünya hiç başına yıkılmamış. Kendi korkularını hakikat sanıyorsun. Tok olduğun için, şükür onlar gibi de olabilirdik diyorsun. Şükür Allah’adır; sen malının bolluğuna tapınıyorsun. Yoksulun başı öne eğiktir, boyun eğenler kötüdür diyorsun. Yoksula boyun eğdirenin ne oldu...

Neden şiirden söz etmiyorum?

İsmail Pelit bana terstir ama sorularıyla genellikle verimli bir düşünme edimine iter beni. Bu sefer fazla düşünmeyeceğim, çünkü binlerce kere söylediğim gibi popülizm çıtkırıldım düşünceye ve düşünmeye karşı bir tutumu da zorunlu kılıyor. İsmail Popülist blogda neden şiirden söz etmediğimi soruyor. Ben yoksulluktan söz etmek, yoksulluk konusunda ne düşünmemiz, ne yapmamız gerektiği konusunda konuşmak istiyorum ve İsmail bana neden şiirden söz etmediğimi soruyor. Şiirden de akademik çalışmalardan da söz edilebilir. Yeri geldikçe de ediyoruz. Fakat Türk şiirinin hali ortada. Haydar Ergülen Çarşamba Postanesi diye çağrışımlar, kelime oyunları, hayaller üzerine kurulu bir şiir yazmış. Hoş tarafı var şiirin. Ama asıl olanla, dünyayla, halkla hiçbir ilişkisini kuramadım. Neden söz edeyim ki böyle bir şeyden? Ya da bana gelen şiirlerin çoğu "Ben ben ve den den" şeklinde devam ediyor. İsmail Pelit'in yaptığı gibi şiirin, kültürün üstüne kapanan metinler de çok. Ezra Pound'un...

Ashab-ı Kiram: Halkların halkı

"Sizin en hayırlınız halka faydalı olanınızdır." Hadis-i Şerif Popülizmi önermeye başladığımızdan beri modernizm ve İslamcılık adına buna karşı çıkanlar oluyor sık sık. Modern şiir ve İslamcılık ideolojisi meğer ne elitist şeylermiş ki bizim halkı ve halkçılığı savunmamız kendilerini bu iki yola mensup (birçok durumda ikisi birden) sayan kişileri aleyhte tezahürat konusunda eyleme geçiriyor. Cemaat.Com sitesi üstüne vazife değilken halkçılık aleyhine sözde İslami bir yazı karalamış . Bu yazının iler tutar tarafı yok, safsatadan ibaret. Yok Peygamber Efendimiz Ebu Cehil'e gitmişmiş defalarca filan. Gitmiş ama ne cevap almış? Peki asıl adı Ömer olan bu adama Ebu Cehil ismini kim takmış? Gene Rasullullah değil mi? Zenginleri şiddetle uyaran, zenginlerin çoğunun azgın olduklarını dile getiren çok sayıda ayet ve hadis ne güne duruyor? Ve klasik bir şekilde bütün peygamberlere ilk uyanlar neden hep önce ve çoğunlukla yoksul halk kalabalıkları olmuştur? Sitenin adı cemaat, ama c...

Kralın Adamları

Adım Willie Stark. Mason City'denim. Bir konuşmam vardı. Bu eyalet ve ihtiyaçları hakkında. Ama benim söylememin anlamı yok, eyalet sizsiniz. İhtiyacınızı biliyorsunuz. Pantolonlarınızın dizlerine bakın. Mahsullerinize bakın. Çocuklarınıza bakın. Yırtık diziniz, çürük mahsulünüz... ve cahil çocuklarınız var. Bu eyalet yüzünden. Bir konuşmam vardı, ama artık yok. Bay Duffy'nin şişman ellerinde şimdi. Değil mi, Minik? Haydi, göster herkese. Kaldır. Onda olduğu için... …benim başka şeyler söylemem gerekecek. Sakıncası yok. Çünkü söyleyecek başka şeylerim var.

Sen ben yok, sadece halk var

Ezoterizm ve Halkçılık yazımdan alınanlar olmuş. Bir kere alınmak, kırılmak halkçılığın doğasına aykırı bir şey. Alınganlık aile içinde veya arkadaş çevresinde olması kabul edilebilecek bir şey. Bir halkçının halkçılık yolunda alınma hakkı yok. Küsmek, sıkılmak, kendini verememek, kalbinde bir karşılık bulamamak gibi şeyler halkçılık açısından birer süslü lükstür. Zaten benim o yazıda söylediklerim buna da çıkan şeyler. Ezoterizm alıngan olmakla başlıyor. Ben kimim, ben neden böyleyim, ben, bende, benden olanla olmayan nedir, alem nedir, felek nedir vesaire vesaire. Sol beyin hareketleri yani. Ben ezoterik yerine eksoterik olmayı, yani içe dönmeyi değil dışa çıkmayı başlatmak istemiştim. Görüyorum ki, sürekli Fayrap'ın, grubumuzun ya da İslamcı camianın içine dönmek zorunda kalıyoruz. Fayrap'ı, grubumuzu, İslamcı camiayı severim, sayarım, birçok duygularım da var bunlara karşı, karmaşık duygular; ama asla mesele etmiyorum. Bunlar çoğu zaman bizim sınırlarımızı (korkularımızı) y...

Ezoterizm ve halkçılık

Burayı ve genel olarak popülist kültür, popülist edebiyat yolunu felsefi ıvır zıvırı konuşun, tartışın, kukumav kuşları gibi, diye açmadık. Cahit Zarifoğlu bu lafı, yani kukumav kuşlarını "Türkiye darül harp midir, darül İslam mıdır?" tartışması için söylemiş. Siz gidin kukumav kuşları gibi tartışın bunu demiş. Bunun anlamı bir şey yaptan ibarettir. Bir şey yap iyi bir şey olsun. Yok kesin doğru nedir, ondan emin olabilir miyiz, Taraf gazetesinden kuşku duymama şansımız yok mu, Pınar Selek hayırhah biri olamaz mı, ruh ve nefs nedir, ne değildir, halk depresyona girer mi? Bunları ömür boyu kukumav kuşları gibi tartışabilirsiniz. Tartışmayın veya tartışamazsınız demem. Umrumda bile olmaz. Ben ordan geçmiş biriyim (sadece) ve bunun için umrumda değil bilhassa. Nasıl bilebiliriz, insan bir şeyi nasıl biliyor; bilmekle yapmak ilişkisi nedir... ben yıllarımı bu soruya verdim. Felsefe sıfır Fener iki diyorum şimdi. Bundan nasıl emin olabiliriz diyene de girişmem sonuçta. Ama gitsin ...

Wikileaks: Halkın istihbarat sitesi

Kurucusu Julian Paul Assange onu böyle tanımlıyor. Wikileaks başta Amerikan hükümeti olmak üzere birçok hükümetin planlarını, gizli anlaşmalarını, işledikleri savaş suçlarını, yaptıkları mezalimi kağıtlarla, video görüntüleriyle ortaya koyan bir internet sitesi. Gizli belgeleri hükümet muhaliflerinin desteğiyle yani sızdırmasıyla ele geçiriyorlarmış. Sitenin kurucusu Assange'ın hackerlığının da sızıntılara katkısının büyük olduğu düşünülüyor. Sitenin masraflarını da gönüllü bağışlarla karşılıyorlarmış. Wikileaks bizdeki Taraf gazetesine karşılık geliyor. Fişlemelerin ifşasını, heron görüntülerini hatırlayalım. Diğer yandan Taraf da ilk çıktığı zamanlar okuyucularından maddi yardım talep ediyordu sayfalarında, hala öyle mi bilmiyorum. Yani arkamızda büyük adamlar yok demeye getiriyorlardı. Herneyse. Halkın olup bitenden haberi olmadığını, istihbarata ihtiyacı olduğunu düşünmek halkı hiç tanımamak demek aslında. Halkın gerçeği anlamak için belgeye ve video görüntülerine ihtiyacı yo...

Vedat Türkali'yle Hikmet Kıvılcımlı ve İslamiyet hk.

Doğudan:  Kıvılcımlı, İslam düşüncesi ve İslam tarihi kaynaklarıyla yakından ilgileniyor. 15 Ekim 1957 tarihinde Eyüp Meydanı’nda yaptığı, İslami motifler taşıyan seçim konuşmasında dine sosyalist bir yorum getiriyor. Örneğin bu konuşmada Kıvılcımlı, "kıyamete kadar yaşayacakmış gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et"; “insan için, çalışmaktan, emekten başka her şey yalandır” gibi sözlerden hareketle Vatan Partisi’nin kendini hak ve çalışmak gibi iki prensip üzerine kurduğundan bahseder. Ayrıca Hz. Muhammed’in sonuncu peygamber oluşunun, artık kanunları insanların yapacağı anlamına geldiğini; camilerin siyasi meselelerin konuşulduğu toplantı ve hesaplaşma yerleri olduğunu hatırlatarak bunlardan dersler çıkarılması gerektiğini belirtir. Bir yandan yaşamının sonuna kadar kendisini bir Kuvay-ı Milliyeci olarak gören, diğer yandan sosyalist düşünceye yakın duran Kıvılcımlı’nın İslami düşünce ile ilişkilenme tarzını siz nasıl değerlendirirsiniz? Eyüp Konuşması’ndan yola çıkar...

İslam milleti var mıdır?

Yüzde yüz. Ama tamamı halktan oluşan, seçkinleri de halktan olan yahut halkçı olan, ama bunun dışında hiçbir silahı, vasıtası, ortamı olmayan bir millet. Cezayirliler Fransızca, Pakistanlılar İngilizce konuşur yahut konuşulanı anlar. Türkçe, Arapça, Farsça gibi dünyanın klasik dilleri arasında özel bir yeri olan, evrensel 3 dilden herhangi biri İslamların anlaşma dili değil. İslamın resmi temsil seviyesi yok. Hiçbir devlet, hiçbir kurum İslamı açıkça temsil etmiyor. İslamın anadili kuşdili, yaşama alanı ev ve sokaktan ibarettir. İslam zaten bir halk dinidir. Seçkinlere ancak halka hizmet ettikleri ölçüde yer veren bir dindir.

Faşizm ve popülizm

Birçok kişi övmek ya da yermek niyetiyle bu ikisini aynı şey sanıyor. Halkçının söylemine ve davranışına iyi bakmak lazım. Popülizm yapıp kendini halktan ayrı tutuyorsa nur topu gibi bir faşistimiz oldu demektir. Halk şöyle, halk böyle... sürekli halk adına konuşur, yorum yapar, bir şeyler talep eder ve çoğu defa kendini halk yerine koyarak talep ettiği şeyleri kendi zimmetine geçirir. Faşistlerin sahici ve samimi halkçılar olmadığının altını şiddetle çizmek lazım. Kimin faşist kimin popülist, ya da daha doğrusu neyin faşizm neyin komünizm neyin anarşizm yahut popülizm olduğunu nasıl tespit ederiz?

Anlaşıldı: İşimiz var

Anladım ki sözlerimizi işiten insanların (en azından ses çıkaranlarının) ideolojik-kültürel-günlük hayata ait önyargılarıyla uğraşmak gibi gönülsüz bir vazife daha icra etmek zorundayız, bu işi yaparken. Halkçılığı ve halkçı kültürü konuşalım, bir anlayış geliştirelim derken zıt anlayışlar ya da zıtlık anlayışı karşımıza aralıksız bir şekilde çıkacak. Hani şuna da benzemiyor değil. Türkiye'de İrancı kalmamıştır, beş on kişi belki. Ama bu beş on kişi İsmet Özel nerede bir konuşma yapsa orayı bulup İsmet beye itiraz edecek bir nane mutlaka uydururlar. Ya Kuranı Kerimden bir ayet patlatırlar ya milliyetçilikle ilgili atıp tutarlar. İsmet Özel nerde İrancılar orda; ama bu İrancı kardeşlerimizi neden yeşil sahalarda göremiyoruz, mesela, orası bilinmez.