Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın ilginç bir kaderi var. Çorba kaynatmayı en iyi bilen siyasetçilerimizden biri, aslında yakın tarihin (son üç yüz yılın) öne çıkan belli başlı birkaç şahsiyetinden biri. Ama çorbayı yemeye gelince çevresinden mutlaka kopmalar oluyor. Her seçim başarısı, ki bunlar daima nispi başarılardır, daha büyük başarılara gebedir, parti içi münakaşalar ve kopmalarla neticelenir. Bunda birbirine bağlı iki amilin etkili olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Erbakan'ın daima Dünya Sistemi tasavvuruyla, Dünya Sistemi muhalefeti tasavvuruyla hareket etmiş olmasıdır. Dünya Sistemiyle uzlaşmayacak bir siyasi iktidarın önce Türkiye'yi, daha sonra tüm Müslümanları, hatta tüm dünya mazlum halklarını kurtaracağına inanır. Bu konuda birçoğumuzun öncellerinden, önderlerinden biridir Necmettin Erbakan. Erbakan denince bu durumu unutarak tek bir cümle kurmak hem kendimize hem davaya bir haksızlık, bir hakaret olur. İkinci amil ise bu bilinç içinde Erbakan'ın parti merkezini paylaşmada gösterdiği olumsuz kararlılık, bana göreyse kararsızlıktır. Erbakan ne büyük bir cehdle geçmişten bugüne hareketi getirmeyi başardığını bildiği için, "dünkü çocukların" parti merkezinde kendisiyle aşık atmasına razı olmaz, müsaade etmez. Bu konuda taraf olmalı mıyız?
20 yaşında bekleneceği gibi tam bir ukalaydım ve Erbakan'ın "kaliteli" insanları partisine sokmadığından yakınırdım. Kendimi tabii "kaliteli insan" sayıyordum. Hani bana bıraksalar neler yaparım, falan gibi düşünüyordum. Sonra yavaş yavaş acıklı bir uyanış sürecine girdim. Erbakan'ı ve hareketini bekleyen tehlike ve tehditlerin benim sandığım kadar kolay izale edilebilecek cinsten olmadığını fark ettim bu arada. Müslümanlar için bir organizasyon kurup oyunu kurallarına göre oynayarak bir iş yapmak, halka yardım etmek 20 yaşında sandığım kadar kolay olmuyormuş. Bu nedenle, Fazilet Partisi'nin Refah Partisi'ne oranla mevki kaybetmesinden derinden etkilendim. 1999 seçimlerinde geç kaldığımı, hepimizin geç kaldığımızı düşündüm. 28 yaşındaydım ve değil bir işi bitirmek, başlamış bile değildim. Tam tekmil edebiyatçılığım ondan sonradır. Madem diye düşündüm, o zaman, ne yana dönsek tokat yiyeceğiz. O zaman zanaatımızı iyi becerelim. Zaten uzaktan bakıyordum, 99'dan sonra siyasetle güncel ilişkimi tamamen kopardım. Bir umutsuzluk göstermiyordum, hep iyimserdim ki hala iyimserim; ama belli bir süre derin bir umutsuzluk da yaşamadım değil.
Yenilenleri çoğunluk sevmez, güvenmez. Bu hep böyledir. Azınlık ise yenilenlere müptela. Necmettin Erbakan'la Numan Kurtulmuş veya Saadet Partisi ile HAS Parti ilişkisini buna göre kurarsak bir şey anlamayız, yapamayız. Numan Kurtulmuş için herkes iyi adam diyor. Aykut Kocaman da iyi adam ama Fenerbahçe dördüncü sırada. Kristof Daum kötü adamken Feneri şampiyon yapıyordu. Futbolda amaç şampiyon olmak, siyasette amaç ne? Bunu kendimize sormalıyız. İktidara gelmek mi? O zaman Numan Kurtulmuş veya Necmettin Erbakan'la vakit kaybetmeye gerek yok. Gelecek seçimleri kazanacak partiye gönül verelim yeter. AK Parti, CHP veya MHP taraftarı olmak gerekir iktidar rüyası için.
Burada amacı ve arzusu iktidardan daha geniş, daha derin, daha kalıcı olabilecek; tarihsel kuvvet ve kudretle ilgili insanlara soruyorum bu soruyu. Taraf olmalı mıyız? Saadet veya Halkın Sesi arasında bir tercih yapmalı mıyız? Taraf olmak istersek neye göre karar vereceğiz? Erbakan'ın tarihsel şahsiyetine mi bakacağız, Numan Kurtulmuş'un umut vadediciliğine mi? AK Parti oluşurken bunu sormaya bile gerek yoktu. Bir siyasi gazetenin yardımcı editörüne sormuştum: Abi şimdi siz gelenekçi misiniz, yenilikçi mi oldunuz. Yenilikçi olduklarını düşünüyordum ama haftalık gazete gelenekçilik yapıyordu. Bilmiyorum ki diye cevap vermişti. Bilmiyorum ki diyenlerin sessiz bir beklentileri vardı. Şimdi o gazete Saadet Partisi kanalına geçmiş durumda ve soruyu sorduğum yardımcı editör Başbakanlıkta metin yazarı.
Kişisel kararlar vereceklerin yolu açık olsun. Ben siyasi bir karar verilebilir mi, onu merak ediyorum. Bak haklı çıktım demek için de değil. Safdışı kalmayacağımız, yani bigane kalmayacağımız; ama ahlakımızla karar vermemizi sağlayacak bir işaret görmek istiyorum. Taha Akyol HAS Parti programının sol bir program olduğunu söyledi, ekonomik olarak. MSP'den, hatta MNP'den beri Erbakan çizgisi ekonomik olarak soldadır. CHP'nin solundadır. Taha Akyol afedersiniz ama büyük bir üçkağıt açıyor bence HAS Partinin başına, bu sözde Amerikayı yeniden keşfeden ama çok da kasıtlı yorumuyla. Sözde hür teşebbüs taraftarı olduğu, adalet kavramına sahip olmadığı için. Sahte liberal olduğu için.
Bunun bir de sahte sosyalist yansıması var. HAS Partiyle çok alakadar gibi görünen bazı insanlarda bu yansımanın göz kamaştırmasına şahidim. Halkın Sesi Partisi çok geniş anlamda muhafazakar bir partidir ve ama İslamcı muhafazakar partilerin hemen hepsinde olduğu gibi, AK Parti hariç, sol ekonomik anlayış parti programından önce partiyi kuran düşünceye mündemiçtir.
Liberal ve sosyalist boyaya iman etmediğim için soruyorum taraf olmalı mıyız? Taha Akyol'un rahat yaşamasını sağlayan düzene bir çomak sokulacaksa, bunda Has Parti ile Saadet Partisi arasında taraf olmamızın yeri var mıdır, bunu soruyorum. Saadetli veya Has Partili değilim, olmayacağım. Ama aklım ve kalbim ikisiyle de ilgili. Bu uğurda birbirinin yüzünü gözünü dağıtan insanlara hayretle bakıyorum. Sadece dua ediyorum. Allah Necmettin Erbakan ve hareketine uzun sağlıklı ömürler, Numan Kurtuluş'a ise ömür boyu partisine isim olarak seçtiği halkın sesi olmayı, halka hizmet etmeyi nasip etsin. İki adam olsam, iki oyum olsa kolay da, yazık ki Allah'ın bir sıradan kuluyum....
20 yaşında bekleneceği gibi tam bir ukalaydım ve Erbakan'ın "kaliteli" insanları partisine sokmadığından yakınırdım. Kendimi tabii "kaliteli insan" sayıyordum. Hani bana bıraksalar neler yaparım, falan gibi düşünüyordum. Sonra yavaş yavaş acıklı bir uyanış sürecine girdim. Erbakan'ı ve hareketini bekleyen tehlike ve tehditlerin benim sandığım kadar kolay izale edilebilecek cinsten olmadığını fark ettim bu arada. Müslümanlar için bir organizasyon kurup oyunu kurallarına göre oynayarak bir iş yapmak, halka yardım etmek 20 yaşında sandığım kadar kolay olmuyormuş. Bu nedenle, Fazilet Partisi'nin Refah Partisi'ne oranla mevki kaybetmesinden derinden etkilendim. 1999 seçimlerinde geç kaldığımı, hepimizin geç kaldığımızı düşündüm. 28 yaşındaydım ve değil bir işi bitirmek, başlamış bile değildim. Tam tekmil edebiyatçılığım ondan sonradır. Madem diye düşündüm, o zaman, ne yana dönsek tokat yiyeceğiz. O zaman zanaatımızı iyi becerelim. Zaten uzaktan bakıyordum, 99'dan sonra siyasetle güncel ilişkimi tamamen kopardım. Bir umutsuzluk göstermiyordum, hep iyimserdim ki hala iyimserim; ama belli bir süre derin bir umutsuzluk da yaşamadım değil.
Yenilenleri çoğunluk sevmez, güvenmez. Bu hep böyledir. Azınlık ise yenilenlere müptela. Necmettin Erbakan'la Numan Kurtulmuş veya Saadet Partisi ile HAS Parti ilişkisini buna göre kurarsak bir şey anlamayız, yapamayız. Numan Kurtulmuş için herkes iyi adam diyor. Aykut Kocaman da iyi adam ama Fenerbahçe dördüncü sırada. Kristof Daum kötü adamken Feneri şampiyon yapıyordu. Futbolda amaç şampiyon olmak, siyasette amaç ne? Bunu kendimize sormalıyız. İktidara gelmek mi? O zaman Numan Kurtulmuş veya Necmettin Erbakan'la vakit kaybetmeye gerek yok. Gelecek seçimleri kazanacak partiye gönül verelim yeter. AK Parti, CHP veya MHP taraftarı olmak gerekir iktidar rüyası için.
Burada amacı ve arzusu iktidardan daha geniş, daha derin, daha kalıcı olabilecek; tarihsel kuvvet ve kudretle ilgili insanlara soruyorum bu soruyu. Taraf olmalı mıyız? Saadet veya Halkın Sesi arasında bir tercih yapmalı mıyız? Taraf olmak istersek neye göre karar vereceğiz? Erbakan'ın tarihsel şahsiyetine mi bakacağız, Numan Kurtulmuş'un umut vadediciliğine mi? AK Parti oluşurken bunu sormaya bile gerek yoktu. Bir siyasi gazetenin yardımcı editörüne sormuştum: Abi şimdi siz gelenekçi misiniz, yenilikçi mi oldunuz. Yenilikçi olduklarını düşünüyordum ama haftalık gazete gelenekçilik yapıyordu. Bilmiyorum ki diye cevap vermişti. Bilmiyorum ki diyenlerin sessiz bir beklentileri vardı. Şimdi o gazete Saadet Partisi kanalına geçmiş durumda ve soruyu sorduğum yardımcı editör Başbakanlıkta metin yazarı.
Kişisel kararlar vereceklerin yolu açık olsun. Ben siyasi bir karar verilebilir mi, onu merak ediyorum. Bak haklı çıktım demek için de değil. Safdışı kalmayacağımız, yani bigane kalmayacağımız; ama ahlakımızla karar vermemizi sağlayacak bir işaret görmek istiyorum. Taha Akyol HAS Parti programının sol bir program olduğunu söyledi, ekonomik olarak. MSP'den, hatta MNP'den beri Erbakan çizgisi ekonomik olarak soldadır. CHP'nin solundadır. Taha Akyol afedersiniz ama büyük bir üçkağıt açıyor bence HAS Partinin başına, bu sözde Amerikayı yeniden keşfeden ama çok da kasıtlı yorumuyla. Sözde hür teşebbüs taraftarı olduğu, adalet kavramına sahip olmadığı için. Sahte liberal olduğu için.
Bunun bir de sahte sosyalist yansıması var. HAS Partiyle çok alakadar gibi görünen bazı insanlarda bu yansımanın göz kamaştırmasına şahidim. Halkın Sesi Partisi çok geniş anlamda muhafazakar bir partidir ve ama İslamcı muhafazakar partilerin hemen hepsinde olduğu gibi, AK Parti hariç, sol ekonomik anlayış parti programından önce partiyi kuran düşünceye mündemiçtir.
Liberal ve sosyalist boyaya iman etmediğim için soruyorum taraf olmalı mıyız? Taha Akyol'un rahat yaşamasını sağlayan düzene bir çomak sokulacaksa, bunda Has Parti ile Saadet Partisi arasında taraf olmamızın yeri var mıdır, bunu soruyorum. Saadetli veya Has Partili değilim, olmayacağım. Ama aklım ve kalbim ikisiyle de ilgili. Bu uğurda birbirinin yüzünü gözünü dağıtan insanlara hayretle bakıyorum. Sadece dua ediyorum. Allah Necmettin Erbakan ve hareketine uzun sağlıklı ömürler, Numan Kurtuluş'a ise ömür boyu partisine isim olarak seçtiği halkın sesi olmayı, halka hizmet etmeyi nasip etsin. İki adam olsam, iki oyum olsa kolay da, yazık ki Allah'ın bir sıradan kuluyum....
Yorumlar
Yorum Gönder