"Geçenlerde, ödül kazanan ve olumlu eleştiriler alan bir ‘yerli’ film izledim. Egemen bir çoğunluğa mensup gösterilen ‘güçlü’ figür hem erkek hem otoriter hem daha varlıklı hem milliyetçi, hem bencil hem ‘duygusuz’ (filmde böyle geçiyor), hem de Türktü; buna karşılık filmdeki ‘mağdur’ karakter hem kadın hem Doğulu hem ‘Çingene’ hem duygulu hem diğergam hem de yoksuldu. Oysa, Türkiye’de bazı ezilen milliyetçiler olduğu gibi, bazı ezilen erkekler, duygusuzlar ve Türkler de var! Türklerin baskın etnisite olduğundan yola çıkarak tek tek Türkleri de ezen kişiler olarak görürseniz, bu en azından ciddi bir kategori hatasıdır."
Üstelik kalkıp acaba neden Kürtçe konusunda fetvayı cevaz vermiyoruz diye üstümüze geliyorlar. 1. Kürtçenin resmi dil olması teknik olarak imkansıza yakındır. 2. Şart da değildir; bir katkısı olmayacaktır. 3. Kültürle veya sivil alemle hiçbir ilgisi yok, direkt olarak Türkiye-Avrupa gerginliği tarihinde bir momentumdan ibarettir. Tasfiye veya Hece dergilerini çıkaranların bunları anlayacak zihin açıklığı ve dürüstlüğe sahip olmadığı belli, siz dinleyin bari. Söylediklerimin ulusalcılıkla, Türkçe meftunluğuyla bir ilgisi yok. Kürtçe birçok insanı şu veya bu nedenle rahatsız edebilir. Beni etmiyor. Kürtçeye birçok insan şu veya bu nedenle sempati besleyebilir, ben beslemiyorum. Çocukluk atmosferimde işitmeye alışık olduğum dillerden biri olduğu için Kürtçe bana doğal geliyor, hepsi bu. Doğal ve yörel. Dolayısıyla da neden Kürtçe'yi yüzlerce diğer yörel dilden ayırdederek savunmam yahut övmem gerekiyormuş, anlamıyorum. Sivil olarak anlamıyorum yani. Sivil hayatta, Terekemece veya Kar...
Yorumlar
Yorum Gönder