Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kültür politikalarının durumu

Hakan Arslanbenzer'le söyleşi: Kültürel İktidar Solda mı? | Yörünge Dergisi

Kültürel iktidar tartışmaları üzerine bir söyleşi gerçekleştireceğiz ama mevzuya kültür kelimesiyle giriş yapalım isterseniz? Kültürel iktidar kavramı etrafında dönen tartışmalar kadar kültür tartışmaları da hala önemli. Sizce kültür nedir, kültür denildiğinde ne anlamalıyız? Kültür tartışmaları konusunda Türkçemizde var olan bir deyimle giriş yapalım: Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Yoğurt bir ürün ama onu yapma ve yeme biçimi ayrı. Deyimdeki bir teşbih tabii ki. Ama yoğurdun yapımı ile ilgili bir usul var. Kültür kısaca bir şeyi yapma yoludur ve bu standart değildir. Yani belli bir insan grubuna özgüdür. Bir şeyi yapmanın usulü, belli bir gruba özgü olduğunda biz buna özetle kültür deriz. Bunun tabii endüstriyel tarafı da olabilir. Bugün endüstriyel kültürler de var. Diyelim ki işte android telefonlar çıktı, android telefonların üretilmesi ile ilgili bir davranış tarzı, bir kalıp varsa bu da bir kültürdür. Ama kültür dediğimizde biz daha ziyade mana içeren, insanın n...

Popülist Kültür Derneği 3. Olağan Genel Kurulu

Değerli Üyelerimiz, Popülist Kültür Derneği'nin 3. Olağan Genel Kurulu 20 Mayıs 2017 günü saat 10:00'da dernek genel merkezinde yapılacaktır. Toplantı sayısı bulunamaması halinde ertelenen genel kurul 27 Mayıs 2017 günü saat 10:00'da yine dernek genel merkezinde gerçekleştirilecektir. Saygılarımızla Popülist Kültür Derneği

Bu şiiri kaç senesinde yazdım?

Bin dokuz yüz doksan dokuz -Marmara depremi- geldi aklıma. Bir de İsmet Özel’in şiir okuyuşu. Suratına vuruyor sanki, azarlıyor: Binn! Dokuz yüz altmış yedi! Evet, İsyan. Bir şiiri kaç senesinde yazdığını insan kendisine sormalı. Göründüğü kadar basit bir soru değil çünkü. Tanpınar’ı düşünelim ya da Necip Fazıl’ı. Mesela Takvimdeki Deniz şiirinin kaç senesinde yazıldığının bir önemi var mı? Bilsek ne olur, bilmesek ne olur. Bu konu şiirin siyasetiyle alakalı. Ya da şöyle, bir şiirin siyasi olup olmamasıyla. Yine başka bir örnek, Haydi Abbas vakit tamam şeklinde başlayan şiiri Tarancı’nın kaç senesinde yazdığını lutfedip merak etmiyorsak, bunun sebebi klişedir, retoriktir, soyuttur. Ne derseniz deyin.

Erbakan öldü, Kaddafi direniyor

Denktaş görevi devretti, Humeyni öleli 20 seneyi geçti, Kastro yaşayan ölü dense yeridir. 1971'li değilseniz bu adamları hep beraber neden andığımı hemen anlamayabilirsiniz. 1960'ların ikinci yarısından itibaren dünya sistemine kafa tutan bir avuç adam vardı. Bu adamlar iki kutuplu dünya sistemi içindeki denklem bozukluğunu keşfetmiş adamlardı. Liberallerle sosyalistler arasında bölüşülmüş bir dünyada anahtar rolü oynamayı denediler. Yüzlerce, binlerce benzerleri de vardı tabii. Sadece Lübnan'da anahtar rolü oynamaya çalışan yüzlerce örgüt var. Büyük davası olan küçük partiler ve gruplar Türkiye'de de vardı. Benim saydığım isimler yaşım dolayısıyla çocukluğumda bir ortak pozda görmeye alışık olduğum adamların isimleridir. Türkiye o zaman 40-45 milyon nüfuslu, kişi başına düşen milli geliri bin doları bulmayan küçük bir ülkeydi. Ama hemen hemen bütün partilerin ortak sloganı, Türkiye'yi büyütmekti. Enflasyon nasıl dizginlenir, ordu nasıl güçlendirilir, geniş halk yığ...

Kütüphaneci Notları 1

Kim demiş en çok okunan y azarların Orhan Pamuk, Elif Şafak veya Ahmet Ümit olduğunu? Tabii ki satış miktarları. Güya o nların kitapları çok satıyormuş ve çok okunuyormuş. Geleceğin zihniyetini bu isimler kuruyormuş. Televizyonlara, gazetelere ve baskı sayılarına bakarsak, bu söylenenlere inanmamak e lde değil. Gerçekten de çok satıyorlar ve çok okunuyorlar. Gazetelerde, televizyonlarda ve bazı sermaye dergilerinde bu isimlerden geçilmiyor. Her halükarda isimlerinden söz ettirmeyi başarıyorlar. En büyük yetenekleri bu zaten: kendilerinden söz ettirmek. Destekçileri şakşakçıları da çok. Zaten sürekli yapmaya çalıştıkları da saf insanları, az okumuş ama çok bilmiş cahilleri kitaplarının çok satıldığına, çok okunduğuna inandırmak. Ah buna insanlar bir inandığında onların kitapları daha da çok satacak.

Biz ve onlar.

içlerinden geçenleri anlıyorduk, söylemediklerini. yolsulsunuz, iğrençsiniz, diyorlardı, ne giysiniz var dolabınızda, ne iki türlü yemeğiniz, ne de paranız, sevginize karnımız tok, özgürlükse özgürlük bizim için. sırıtmaya bile gerek duymadan arkalarını dönüyorlar soframıza. oysa biz alın terimizi bölüşürüz, yağma ve haraç bilmeyiz. tütünü öküz için icat ettik, çift sürerken bir cıgara içimi dinlensin diye. öküz bizsek, hani soluk alacak vakit nerde! bu yüzden hor bakıyorlar bize, kanımızı içtiklerinden. bencillik en büyük bereket onlara, beylikleriyse en büyük dolap. Oktay Rifat, Çobanıl Şiirler, Temmuz 1983, Adam y., s. 172

Nihayet Diyet

Biliyorsunuz bir buçuk ay önce Popülist Sinema programına başladık. Bugün Lütfi Akad'ın üçlemesinin son filmi Diyet 'i izleyeceğiz. Fayrap'ın kapaklarından da biriydi Diyet filminin afişi. Üçleme bugün bittiği için Lütfi Akad ve bu üçleme hakkında genel bir değerlendirme, tartışma yapmak istiyoruz. Daha dışarı çıkan, dört duvardan da beyazperdeden de dışarı çıkan şeyleri konuşabiliriz bu film vesilesiyle. Göç meselesini konuşabiliriz mesela. Hatta bunu konuşalım. Diye t'i izleyelim. Gelin, Düğün, Diyet 'i konuşalım, göç meselesini, Lütfi Akad'ı, derdini, derdimizi. Bugün (24 Şubat, Cuma) 18.00'da dernekte.

Psikolpaloji ve psikolpacılar

Son karıştırdığım dergilerin hepsinde, gazetelerde, gözüme ilişen yazılarda, orada, burada, şurada, durmadan ve durmadan hayatımızın iğdiş edildiğini görüyorum. Yetmiş milyon psikolog okullarından mezun olup salya sümük gazete ve dergileri doldurmuş böğüre böğüre öğrendiklerini kusuyorlar. Her hareketimize, her sıkıntımıza, her küfür etmemize, hatta osurmamıza bile bilimsel cümlelerle mukabele ediyorlar. Psikoloji iyileştirmesi, sakinleştirmesi gereken bir bilimken korkutmaya saptırmaya ve dürtmeye yarıyor. Bizim ev genelde sakin ve huzurlu bir evdir. Elbette türlü türlü dertlerimiz olur ama bunların üstesinden kaba kuvvetle geliriz. Ama sülalemizde birçok ailede, özellikle zengin ailelerde, birçok problem var. Çünkü onların evlerinde “aman çocukların psikolojisi bozulmasın” diye bir deyiş var. Çok inceler. Ah nasıl inceler bilemezsiniz. Çocuklarının istediklerini alamadığı zaman hasta olan anneler, çocuk küstüğü ağladığı keyifsiz olduğu zaman paniğe kapılan babalar…

İnternet şiirleri 1: Ortadoğu için devrim marşı

Gayrisafi milli hasıla istemeseydi ortadoğu konuya girmeyecektim Durmayacak çünkü ibneler biliyorum insan hakları diyecekler Demokrasi diyecekler hukuk devleti serbest pazar gayrisafi İşte yine oldu aynı şey hep oluyor gayrisafi oluyor milli hasıla oluyor Buraya kadar birşey yok ama gayrisafi diyecekler biliyorum korkuyorum Korkuyorum gayrisafi dedimmi eren safi de diyebilir an meselesi Onu da isteyecek ben de tamam diyeceğim ama dur bakalım üç tane sorum var Üçü bırak bir sorum bile yok bunun karşısında kameralar çekiyor çünkü kablolar çekiliyor Sular çekiliyor ortadoğuda oh ne güzel; otuzbir çekiyor dünya müslümanları bunun karşısında Ben de çekerim öyle, ne güzel el cezirenin karşısında ne güzel cnnin msnbcnin Bu pornodan da bilet kesenden de ışık tutandan da üst üste o kadar gece hem de meydanda hem de tahrirmiş adı

Devrim endeksleri

Sosyalist kardeşim Emre Özçelik , Dünya Bankası yönetişim endeks puanlarını gözden geçirerek, Tunus ve Mısır'dan çok daha kötü yönetilen ülkelerde devrim olmadığı halde neden bu ülkelerde devrim oluyor diye soruyor ve cevaplamıyor. Liberallerin baskıcı yönetimin buna neden olduğu tezini yine liberal bir endeksle çürütüyor. Tunus ve Mısır'ı anlamak gerçekten zor. İran devrimi, hatta Rusya devrimi için de benzeri şeyler söylenebilir. Devrimin belli şartlar karşısında tarihsel bir zorunluluk olduğunu düşündüğümüzde elbette böyle bir problem çıkıyor karşımıza. Marksistçe düşündüğümüzde yani az çok. Ben tabii ki Marksistçe düşünmüyorum ve başka şeylere dikkat ediyorum. Devrim ne kadar özgün, mesela, buna bakıyorum. Tahrir Meydanını işgal, Mısır ordusunun müdahalesizliği, ama pozisyonunu koruması, dikkatleri İran ve Türkiye'ye çeviriyor. Meşrutiyet ve Cumhuriyet nasıl olmuş, çok partili hayata nasıl geçilmiş, sonraki askeri darbelerden ne haber? Hangisi devrim, hangisi karşı devr...

Hikaye atölyesi

Önceki ay çıkan hikaye kitapları ve dergilerde yayımlanan hikayeler üzerinden gerçekleştirilecek atölye çalışmasının hikaye konusunda yeni bir kapı aralayacağını düşünüyoruz. En azından bizim gayretimiz bu yönde olacak. Hikayeyle ilgilenen, okuyan, yazan arkadaşların katılımını bekliyoruz. Hikaye editörümüz Nurcan Toprak ve Fayrap yazarlarından Emine Akyurt'un yürüteceği bu atölye çalışması herkese açıktır. 22 Şubat Salı 18:30

Popülist sosyoloji

"Popülist sosyoloji tartışmaları"nın geçen haftaki toplantısını çok çeşitli nedenlerle gerçekleştiremedik. 25 Şubat Cuma günü akşamı altı buçukta, Türkiye'de sosyoloji yapmanın, başka bir deyişle Türkiye'de yaşayan insanları tanımanın imkanları üzerine kafa yoran herkesi bekleriz. Bu toplantıda tartışmayı, geçen toplantıda konuştuğumuz ve daha önce blogda duyurduğumuz gibi, Doğan Ergun'un Türk Bireyi Kuramına Giriş kitabından hareketle yürüteceğiz.

Mahallemi özledim. Ümit Aktaş

Sokağa çıktığım anda, ne ardımda bıraktığım apartman ve tanımadığım komşularım benim için bir anlam ifade ediyor, ne de şehrin vahşi sokaklarında yüzlerine bakmaya, dahası bir selam vermeye cesaret edemediğim o uzak insanlar. (Selam vermeyi) denemedim değil, denedim; ama her denememde başka bir hoşnutsuzlukla, hayâl kırıklığı ile karşılaştım. O zaman ben de benzerim olan tüm içine kapanmış şehirliler gibi çareyi önüme bakarak yürümekte ve modernizmin alfabesini, daha doğrusu şiirini yazmış olan Baudlaire gibi, bakışlarımı bulabildiğim boşluklara çevirerek, şehrin bu “iğrenç kalabalığı”ndan (Baudlaire, İçe Kapanış) kaçınmakta buldum.

Dilencilik meslektir. Korkut Tuna

Sempozyumdaki konuşmanızda dilenciliğin bir kent sorunu olduğunu söylüyorsunuz. Öncelikle tarihsel algıda dilencilik bir sorun mudur?  Belki de bu tarz yaşam biçimini seçmiş insanların toplum içinde ancak bu ilişkilerle var olabildikleri çerçevesinde bakıp sayılarının çok arttığını görürsek, o zaman bir sorundan bahsedebiliriz. Ama benim görüşüm, dilenciliğin bir tür yaşam biçimi gibi, adeta bir meslek gibi kabul edilmesidir. Yani bu insanlar öyle veya böyle bir baltaya sap olamamış olabiliyorlar. Fakat bir yerden sonra hayatta kalabilme veya yaşantılarını sürdürebilme biçimini elde ediyorlar. Dilencilik, onların bir şekilde kendilerini yeniden üretmelerine izin veriyor.  

Sokağın nabzı. Larousse

bir süredir star ana haber'in pek sevilen bir bölümü haline geldi. izlemeyenler için de kısaca özetlemek gerekirse, yoldan gecenlere gündemle ilgili, ya da eski yeni siyasetçilerin isim ve görevleriyle ilgili, devlet kurumlarının isimleri ve ne olduklarıyla ilgili muhtelif sorulardan oluşan bölümü oluşturuyor. alt metnini ise halkın olan bitene duyarsızlığı, ilgisizliği, korkunç (!) cehaleti oluşturuyor. ya, ne çok yaratıcı. o kadar yaratıcı ki haber içersindeki bu röportajlar, emin çölaşan'ın da dikkatini çekmiş, akp'nin aldığı oy oranının faturasının da hesabı, bu gibi durumlara hemen kesilmiş. söyleyelim, yeni olan bir şey olmadığı gibi, yine belirli kibirlerin ötesine gecemeyen siyasal algının da kendi kendini tatmininden de öte bir durum yok ortada. işin enterasan kısmı ise, söylenmek istenenleri söylemek için bu kadar dolambaçlı yol secmek ve bunun, orijinal bir durum, habercilik olduğunu zannetmek. bu haberi orijinal bulmakla, ülkedeki anti demokratik durumu, '...

Kaddafi'ye Açık Mektup. Hakan Albayrak

Rejimi değiştirmek için ayağa kalkan Libyalılara "karşı devrimci" diyorsun. "Devrimciler yenilmez" diye kükreyerek halkına kurşun yağdırıyorsun. Anlı şanlı "Halk İktidarı" halkı katliamdan geçiriyor!  Cemahiriye, öyle mi? Halk iktidarı, ha? Her yere artistik resimlerini astırıp halktan seni ululamalarını isteyeceksin, en ufak bir eleştiriye dahî tahammül edemeyip sana yan baktığından şüphelendiğin herkesi zindana tıkacaksın, sonra da "Halk İktidarı'nın miladı olan Büyük Eylül Devrimi"ni korumaktan dem vuracaksın! Sen milleti aptal mı sanıyorsun? Yoksa gerçeklikle irtibatını mı kaybettin? Kendi devrimine ihanet ettiğini, halkın iradesini silindir gibi ezen bir polis devleti kurduğunu fark etmedin mi? Nasıl olur?

Otostopçunun hadis rehberi

Amr bin Nafi ile Şeridü'l-Hemedani'nin dayısı Sakif: Veda Haccında Allah Resulü ile beraberdik. Ben yürürken arkamda bir devenin geldiğini hissettim. Döndüm baktım ki Peygamber deve üstünde geliyor. - Sen eş-Şerid misin? diye sordu. - Evet, dedim. - Seni bindireyim mi? buyurdu. - Evet, dedim. Aslında hiç yorulmamıştım. Lakin Allah'ın Resulü ile aynı deveye binmekten bereket umdum. Hemen devesini çöktürdü ve beni terkisine bindirdi. Enes bin Malik: Allah Resulü harbe çıktığında veya yolculuk yaptığında mutlaka ashabından birini terkisine alırdı. (Kaynak: eş-Şafii, Ümm II, 61, 71; Ahmed, III, 168; Buhari, I, 23; Ebu Davud, 486; Nesai, IV, 122-3; İbn Mace, 1402) (Kaynak: İsbehani, Hz. Peygamber'in Edeb ve Ahlakı , çeviri: Naim Erdoğan, tahric: Yusuf Özbek, 3. Baskı, İstanbul, İz Yayıncılık, 2009, s. 201)

Fakir çocuklar daha çok içiyor!

İstanbul'daki lise öğrencileri arasında yapılan araştırmada, ekonomik durumu çok kötü olan ailelerin çocuklarının daha fazla alkol, sigara ve esrar tükettikleri belirlendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Madde Kullanımını Önleme ve İzleme Büro Amiri Ali Ünlü, Antalya'da bugün sona eren TUBİM Uyuşturucu Konferansı'nda, İstanbul'daki liselerde yaptıkları araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Ünlü'nün verdiği bilgiye göre, Mayıs-Haziran 2010 tarihlerinde İstanbul'daki 28 ilçede, 154 lisedeki 31 bin 272 öğrenciye anket uygulandı.

Yerli turistler için İstanbul Rehberi 3

Tuzla, Avcılar ve Beylikdüzü’nü özellikle bir köşede bıraktım. Tuzla eski Tuzla değil. Güzelleşiyor habire. Daire fiyatları ucuz. Daha mizacı belirginleşmemiş. Avcılar depremden sonra karakter değiştirdi. Depremden korkup bedava fiyatına sattıkları daireleri doğulu insanlar fazla tereddüt etmeden satın aldılar. İmkanı olan zenginler başka semtlere taşındılar. Göl manzaralı evlere 400 lira kira verip, zar zor geçinen insanlar doldu. Aradan bir müddet geçince yeniden eski gücüne kavuşmaya çalıştı Avcılar, ama olmadı. Ne eskisi kadar değerli artık, ne de eski insanlar buradalar. Karakter değişimi Metrobüs’ün Avcılar’a gelmesiyle kemale erdi. Topkapı’da çalışan bir işçi için Avcılar’da oturmak çok münasip artık.