25 Eylül 2010 Cumartesi

Sanat mı insan mı?

Guernica Kasabası, Bask Bölgesi, İspanya. İspanyol milliyetçilerinin isteğiyle Alman ve İtalyan savaş uçaklarınca bombalandıktan sonraki gerçek haliyle. Picasso tablosu haliyle değil yani.
Yaşayan insanları dışarıda bıraktığı zaman sanat korkutucu bir şeye dönüşüyor. Türkler tiyatroya, orkestra konserlerine, resim heykel sergilerine bir de bu yüzden gitmezler. Derin bir resim muhabbetim var ve Türk resmini de çok uzaktan da olsa (dergilerden, sergi kitapçıklarından, toplu değerlendirme kitaplarından) takip ederim. Gözüme çarpar demek daha doğru. Ama 39 yaşındayım ve okur yazarım, ama hayatım boyu resim veya heykel sergisine gitmedim. Estelasyonla konstelasyonu birbirinden ayıramam. Zevkim, inceliğim yahut anlayışım olmadığından değil, tam aksine gayet incelmiş bir resim algım var; muhtemelen ortamına yabancılığımdan. Resim heykel, klasik müzik caz cuz dendiği zaman halkı ve halkın okumuş çocuklarını oldukları hal içinde kabul etmeyen bir sosyal ortam var. Mustafa Kutlu'nun ressam değil yazar olmasında, Konservatuar yerine Edebiyat Fakültesi okumasında; İsmet Özel'in caz vokalisti değil şair olmasında bu, yaşayan çoğunluğu ve çoğunluğun taraftarı okumuşları dışarıda bırakma kastıyla suni bir şekilde yaratılmış sosyal ortamın rolü büyük. Bize hitap etmediğinden değil yoksa. Vangohun Patates Yiyenlerini köylülere değil belki ama ilçeli zanaatkarlara yutturabilirsiniz. Çünkü bu adamlar yüzyıllardır Vangohun eseri kadar çok düşünce içermese de pratik halk ressamlığının eseri olan kahvehane resimleriyle geldiler bugüne. Beytofını dinlettiğimde annem üzülmüştü, ama şunu da unutmayalım ki Breht Benyamin'e "Bu Chopin adamı hasta eder, zaten kendi de hasta bir adam" demiştir. Kaba düşünceyi savunuyordu Breht. Ki sanat denen hadise de dönüp dolaşıp kabalığa varmış durumda. Ama bu Türkiye'de yaratıcı kabalık, yani yaşayan insanların yaşama veya var olma kastıyla ileri atılarak ortaya koyduğu kabalık değil. Yırtarak değil yani. Tam aksine taklit bir kabalık hakim Türkiye'de sanata. Postmodern sanat metropollerinin satışçı galerilerinin rafine ettiği kabalığın taklidinden ibaret eser diye sergiledikleri. Tamamı değil belki ama çok büyük çoğunluğu. Liseden "feminist" arkadaşımı Tophane hadisesinde mağdurlar adına konuşurken (boynunda iğreti fularıyla, daha iğreti ses tonuyla ve boktan konuşma tarzıyla, o boktanlık ona yakışıyor o ayrı) gördüğümde uçsuz bucaksız nezaketinin altında yatan derin anlayışsızlık geldi aklıma. Buna sebep dışarı çıkma ve elde etmek istediği hayatı elde etme korkusudur. Feminist olmasını, sanat merakına rağmen Uluslararası İlişkiler mezunu olmasını hep buna borçludur. Sevdiği oğlanı sözde onun kadar iyi ve akıllı olmayan zıpır bir kıza kaptırmasını da. Orospuluk mu püritenlik mi? Orospuluk tabii ki. Çünkü orospu hata yapmıştır. Ve bunu herkes bilir. Kendisi başta. Tophane'nin para peşindeki sanat gülleri kendilerini bilmiyor. Onlara saldıran berduşlar kadar bile. Berduş ne bilir diyeceksiniz. Berduş olduğunu ve bunun yanlış bir şey olduğunu. Zaten bizde berduşların, daha doğrusu kabadayıların mahallelerine sahip çıkmasının nedeni budur. Ben düştüm dostum düşmesin. İçinde insan olmayınca sanat nedir? Zulümden başka.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder