24 Eylül 2010 Cuma

Tophane'de galeri saldırısı

ya da daha afili başlığıyla mahalle baskısından mülhem "mahalle baskını". Bütün haberlerde bu başlıkla verildi. Ne oldu ne bitti herkes takip edebilmiştir ama bu olay neredeyse halka hakaret etmek için bir mazeret oldu. Kaan isimli biri "Ben onlara üzülüyorum, çünkü onlardan daha iyi bir hayatım var" diyebiliyor. Ertesi gün düzenlenen basın toplantısında da sefaletin olduğu yerde bunların da olacağı belirtiliyor. Kendilerinin böyle rahatsızlık verici birşey yapamayacaklarını zira kendi ziyaretçilerinin "Türkiye’nin en elit kesimi" olduğunu hatırlatıyorlar. Cnntürk'e çıkan Antonio isimli bir başka vatandaş ise bu bölgede yaşayanlara arada derede kalmış insanlar diyor, eğitimsiz olduklarını ima ediyor. Tophane'de yaşayan gençlerden biri buna itiraz edince "Arkadaşı tenzih ederim tabii" diyor geçiştiriyor. Bir de böyle birşey var işte. Tenzih ederim. Teşekkür ederim. Burada da kalmıyor, gazetelerin yorum sayfalarında halk şöyle böyle, ayağına kadar gelmiş sanatı tepti tarzı yorumlar yapılıyor. İstanbul'un aydınlanma karşıtı köylüleri muamelesi çekiliyor. Yetmiyor Tophane'yi bildiği düşünülen Osman Kavala ve başka "entelektüel"ler televizyona çıkıp sosyolog ve daha doğrusu antropolog pozları kesiyor bizlere.

Yukarıdaki isimlerin bu saldırıdan tenzih ettikleri "gerçek Tophane sakinleri" konuştuklarında da aslında çok farklı bir manzara çıkmıyor karşımıza. Kimse olan biteni oh ne ala diye karşılamıyor sonuçta ama insanlar kendilerini anlatmaktan da aciz değiller. Bizim de onlar adına konuşmak gibi iddiamız yok. Şimdi bir de sanat düşmanı faşist muamelesi görüyorlar. Diğer yandan ise galerilerinin önünde herkes hakkında atıp tutmayı yargıda bulunmayı ve dahası insanları küçük görmeyi kendilerinde hak gören bir güruh. Şaşırtıcı birşey yok ortada. Makalelerinde yoksulları üstten antropolog kisvesi altında ele alan akademisyenler, İstanbul'da gayrimüslimlerin yaşadığı semtleri adım adım gezip oralara meftun olan ama gecekondu gördü mü yüzlerini çeviren entelektüeller, daha ellerini uzatsalar değecekleri insanları onların düşüncelerini yabancıların kitaplarından öğrenip ahkam kesen edebiyatçılar... Bunların hepsi daha iyi bir hayata sahip olduklarını düşünüp halka üzülüyorlar. Üzülsünler. Ama linç kültürüne gelene kadar öncelikle bu meselenin masaya yatırılması gerekiyor. Yoksa hepimiz David Lynch'in filmlerini izleyelim, orada yeterince sanat var.

3 yorum:

  1. Böyle garip bir gündemi de varmış bu serginin. İslamcı geleneğe, artık her yol mübahtır anlayışıyla mı girdi bu da bilmiyorum. Enderun teravihiyle iyi gider heralde.

    http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/extramucadelenin-rahatsiz-eden-isleri.html

    YanıtlaSil
  2. Ya normalde de teravilerde aralarda ilahi söylenmiyor muydu. Bu enderun muhabbetini anlamadım.

    YanıtlaSil
  3. Ya birader şöyle bir şey.. Bu işler biraz fiyakalı işler. Ben açıkçası mevzubahis teravih-lerde bulunmadım ancak internetten okuduğum kadarıyla, neye gönderme yaptığını şöyle yorumlayabiliyorum: Arada geçen 100 yıllık aşağı yukarı cumhuriyet dönemi-deneyimi yok sayılıyor.* Ha eksiği yanlışı yok değil anlamında değil. Ancak sanki osmanlı kaldığı yerden devam ediyor gibi bir anlam çıkıyor. Anakronik bir yaklaşım, işte Turgut Uyar'ın meşhur metninde söz edilen.

    Bu sergiyle bağlantısını bu şekilde kurduk.

    Bir de muhattabına bir şey..Fiyaka demişken, sakin olmak lazım. 15 kişinin önünde mi fiyakan bozuldu, benim 15000 kişi olmuştur heralde, önünde fiyakamın bozulduğu. İstediğini söyleyen yapan, istemediğini de işitecek. Kendi yaptıklarını hatırla, kıssadan say yani. Sonra nasıl popülist olacaksın, tehditmiş oğlum sen tehdit görmemişsin. Ben o kadar alçalmam. Ama bu kadar ölüm korkusu da hayra alamet değil. Saygılarla

    *http://www.enderunteravihi.com/a/index.php?option=com_content&view=section&layout=blog&id=1&Itemid=4

    Bkn. ilk paragraf

    YanıtlaSil