Ana içeriğe atla

Politikayı "Siyaset Akademisi"nde mi öğreneceğiz?

Resmi siyaseti öğrenemeyiz. Kıç yalamayı, ayak kaydırmayı öğrenirsek ölmüşüz demektir. Biz ayakta kalmayı ve kanmamayı öğrenmek zorundayız. Gayri resmi siyaseti öğrenmeliyiz yani. Şahsen Gramscigil, sivil popülist bir anlayışa sahip olduğum için politikanın her yerde ve her zaman var olduğunu, araya sızanların gözle görülenlerden daha çok şey öğrettiğini düşünüyorum. İki insan arasındaki duygusal ilişkilerin bile nasıl da kimliklerine, aidiyetlerine, çevreden edindikleri imkan ve kabiliyetlere, güce bağlı olduğunu görebiliyorum. Kimin kime ne için kandığını gördükten sonra insanın kafasında hayatla ilgili bütün büyü bozuluyor. Kendi yaşadıklarını bile tiye alarak yaşamaya başlıyorsun. Böyle bir insan tam politiktir ve Aristotelyen bir mutluluk yaşayamasa da (ona geleceğiz) kendisiyle tutarlı, açık ve özgür bir varlık olmanın güvenini yaşamasının önünde engel yoktur. Politika, güvensiz bir dünyada güvenlik alanı yaratmaktır. Tasavvuf, anarşi ve halkçılık bu tür politikanın farklı tarihsel isimleridir. Anarşist veya derviş olmak bugün için tam gerçek sayılmaz. Ama halkçılık mümkündür. Bunu konuşalım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akbaba köyü 35 numara

Star tv'de yaklaşık bir ay önce başlayan, projesi Durul Bazan'a ait Gecekondu isimli program seyirciye yeni bir konsept sunuyor. Önceden yazılıp hazırlanmış bir metni olduğundan şüphe duyduğumuz Gecekondu programı güncel olaylara ve konulara eleştirel, saldırgan hatta kimi zaman anarşist bile diyebileceğimiz bir yaklaşım içinde. Zeynep Beşerler gibi süzme elitist, dünyada ne olup bittiğinden habersiz konukların dumura uğratıldığı bu absürd komediyi izlemenizi öneriyoruz. Çevrecilikten, Medyaya "steril" bir takım proje ve yaklaşımların üzerine limon sıkan bu yeni popülist dizi risk alarak ve cesaretle absürdün, politiğin, gündelik hayatın, komedinin ve ironinin sınırlarında dolaşıyor. Cuma gecesi 00.30'da yayınlanan diziyi aynı saatlerde talk show yapan disko krallarının, gece kuşlarının, aştürk baraş'ların izleyip feyz alması hatta belki utanması umulur...

Milli Savaş Hikayeleri

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Milli Savaş Hikayeleri'nde 1914-1924 yılları arasında yaşanan Milli Mücadele günlerinde gerçekleşen bazı trajedik olayları okuyuculara aktarıyor. Milli Mücadele Dönemi Türk halkı için bir kahramanlık ve ıstırap dönemi olmuştur.  Yazar da bunu eserinde ustaca ele almış olduğu olay ve hikayelerle sade ve açık bir şekilde okuyuculara iletiyor. Yazar genelde  Ege bölgesinde meydana gelen olayları ele alıyor.  Özellikle,  Türk tarihi için büyük bir felaket olan güzel İzmir’in işgali ve düşman kuvvetlerinin buradaki halka yapmış oldukları zulüm ve hakaretler büyük bir yer alıyor yazarın “Milli Savaş Hikayeleri” adlı eserinde. Bu işgaller karşısında çaresiz kalan halıkın aciz durumu da tüm açıklığıyla ortaya konuluyor. Kitapta bulunan    bazı hikayelerde de Yunan kuvvetlerinin Batı Anadolu’yu işgali sırasında yerli halka  yapmış oldukları insanlık dışı işkenceler tanıklarıyla belirtiliyor.

Jeep'e binmek, çizme giymek, dar pantolon ve tunik

Yolda yürüyorum, sadece yolda yürüyerek anlayabileceği bir sürü şey var insanın. Ümraniye-Nişantaşı arasındaki mesafeyi bir gün, bir kaç saat içinde katettiğinizde ya da Tunalıhilmi'den Keçören'e ya da Mamak'a doğru (Kızılay üzerinden gitmek suretiyle) yol aldığınızda göreceğiniz şeyler aklınızı ve kalbinizi biraz zorladığınızda sizi inanılmaz tespitlere ulaştırabilir. Jeep'e binmek, çizme giymek, dar pantolon ve tunik görebilecekleriniz içinden en çarpıcıları sadece. Dört ayrı zenginlik göstergesi, dört ayrı imaj.