28 Şubat 2011 Pazartesi

Erbakan öldü, Kaddafi direniyor

Denktaş görevi devretti, Humeyni öleli 20 seneyi geçti, Kastro yaşayan ölü dense yeridir. 1971'li değilseniz bu adamları hep beraber neden andığımı hemen anlamayabilirsiniz. 1960'ların ikinci yarısından itibaren dünya sistemine kafa tutan bir avuç adam vardı. Bu adamlar iki kutuplu dünya sistemi içindeki denklem bozukluğunu keşfetmiş adamlardı. Liberallerle sosyalistler arasında bölüşülmüş bir dünyada anahtar rolü oynamayı denediler. Yüzlerce, binlerce benzerleri de vardı tabii. Sadece Lübnan'da anahtar rolü oynamaya çalışan yüzlerce örgüt var. Büyük davası olan küçük partiler ve gruplar Türkiye'de de vardı. Benim saydığım isimler yaşım dolayısıyla çocukluğumda bir ortak pozda görmeye alışık olduğum adamların isimleridir. Türkiye o zaman 40-45 milyon nüfuslu, kişi başına düşen milli geliri bin doları bulmayan küçük bir ülkeydi. Ama hemen hemen bütün partilerin ortak sloganı, Türkiye'yi büyütmekti. Enflasyon nasıl dizginlenir, ordu nasıl güçlendirilir, geniş halk yığınları için istihdam nasıl sağlanır, şehirleşme nasıl yapılır... dert buydu. İnsan hakları, demokrasi, liberalleşme... neredeyse hiç bilinmiyordu. Bunların bir gün amentü haline geleceğini düşünmezdi kimse. İki dünya vardı çünkü, bir de üçüncü yol ihtimali, devrim.

Necmettin Erbakan devrimci değildir. Reformisttir. İyimser ve meşruiyetçidir. Müslümanları şuurlu Müslüman yap, dünyayı kurtarsınlar. Böyle düşünüyordu. Halkın temel değerlerle ilişkisini hiçbir zaman tartışmadı, kuşku etmedi halktan. Tam bir halkçıydı. Yani bugünkü zibidilerin yaptığı gibi İslam ve Halk diye iki ayrı başlık açmadı hiçbir zaman. İkisini çoğu zaman bir şeyin içinde gördü. Ona yeşil komünist demelerinin nedeni, kalkınmacı tutumu ve geliri halka doğru yayma isteğidir. İktidara gelememesi, geldiğinde çabucak gönderilmesi bundandır öncelikle. Askerler bizi Batıyla savaşa sokar diye korkuyorlardı, sanayiciler kârlarımızı halkla paylaşmak zorunda kalacağız diye. Bunlar olacak mıydı, bilmiyoruz. Erbakan görüntüsünün altında uzlaşmacı, müzakereci bir karaktere sahipti. Ecevit'e hiç benzemezdi. Demirel gibiydi. Farkları, Demirel'in mevki siyaseti gütmesi, kim ne istiyorsa söylemesidir. Erbakan'ın gayri şahsi bir davası vardı.

Son halleri bizi üzüyordu. Belli yaşa gelmiş birinin sağlık durumunun kötüye gitmesi tabiidir, fakat biz onu öyle göremiyorduk. Birkaç sene önce partinin gençlik binasında görmüştüm. Zekası, konuşması, duruma hakimiyeti her zamanki gibi müthiş olsa da sağlığı epey bozulmuştu. Bunun yaşından çok aldığımız darbenin etkisiyle olduğunu düşünüyorum. Allah en doğrusunu bilir ama siyasetten koparılmak Necmettin Erbakan'ın sağlığını bozdu ve belki az sayıdaki insan için bu üzücü olduğu kadar düşündürücüydü. Duygusal şeylerden söz etmiyorum. Özal öldüğünde veya Ecevit öldüğünde sevenleri üzüldükçe biz de üzüldük. Üzücü bir ölümü yok Erbakan'ın. Arkasından hep ciddi şeyler görüyoruz. Ama İslamcılığın bir kere daha siyaset sahnesinden çıkarılması ezici bir şey, hem de İslamcıların yardımıyla.

2 yorum:

  1. çok soğuk bi yazı.

    sıkıcı ve insan gözardı edilmiş sanki.

    ya da bana öyle geldi.

    YanıtlaSil
  2. ne söylememi bekliyordun ki güzel kardeşim. ne söyleyebiliriz.

    YanıtlaSil