22 Ocak 2011 Cumartesi

Üç kişi bir halk eder

Bir esir kampında üç Osmanlı...
"Abdullah", yorumcularımızdan biri, bizi baya bi tepelemiş. Tepelemeden önce de bazı sorular sormuş. Soruların samimiyetine genelde inanan biri değilim. Bilemem Abdullah'ın samimiyet derecesini. Allahualem. Ama Abdullah'ın soruları üzerinden, benzer soruları gidermek için bazı notlar karalayayım diyorum. 
BİRİNCİSİ: Abdullah, popülizmin zıddını sormuş. Elitizmdir. Püritenlik yani aman üstüme bir şey sıçramasın diye elini taşın altına sokmama mevzu başka bir şey. Hatasız kul olmaz. Her eyleminizi ilkelerle açıklayamazsınız. Popülizm dediğimizde onun da püritenleri, hatta elitistleri yok değil. Bu konuya 2011 Fayrap atölyelerinde daha sık gireceğiz. Ama matematik formül bu; popülizm yani halkçılığın zıddı elitizm yani seçkinciliktir. 

İKİNCİSİ: Burada halka hitap etmiyoruz. Püriten ve geçersiz bir tavır olurdu bu. Bir blogla, bir dernekle, iki üç kişi konuşarak milyonlarca insana nasıl ulaşacaksın. Böyle bir şey yok. Gerçekçi olanı, elde bulunanı, hemen eda edebileceğini yapmalı insan. Biz mürekkep yalamışlara halktan olduklarını, sahip oldukları her avantajı halka borçlu olduklarını hatırlatarak başladık. Her davanın esas amacının hepimizin hep beraber doğru dürüst yani doğru ve dürüst yaşamamız olduğunu, bunda hiç kimsenin öbürüne göre seçkin, avantajlı, öncelikli olmadığını söyleyerek. Müslüman mısın, sosyalist misin, hatta liberal misin; sen görmesen de, uzak dursan da, unutmaya yeltensen de bırak asgari ücretle dört karın doyuranı, işsizle aynı dünyada yaşıyorsun ve sana verilen ciciler nedeniyle ona borçlusun. Bu borcu nasıl kapatacaksın? Bu soru hareketimizin can damarını oluşturuyor. 

ÜÇÜNCÜSÜ: Halkçı yüksek sınıftan da çıkar, ama çoğunlukla halk sınıflarından çıkar. Bizler çoğunlukla vasat veya vasatın altında ekonomik güçleri olan ailelerin çocuklarıyız. Halkın entelektüel görgü kazanmış çocuklarıyız diyelim. Bu özelliğimiz bizi hem ekonomik hem sosyal olarak nispeten avantajlı kılıyor. Babam demir çelik işçisiydi, ben çevirmenim... gibi. Yani bir adımlık mesafe var, tam halk olmakla halkçı olmak arasında. Sadece bir adımlık fark. Etrafına bak, kim olduğunu anlayacaksın diyoruz biz. Yoksa işte ehem öhöm bendeniz şundan şundan zevk alan, bu bu bu siyasetleri doğru bulan, şöyle şöyle diplomalar sahibi, böyle böyle işlere imza atmış, şu alemin küçük kralcıklarından biriyim tribi de mümkündür ve liseyi bitirmiş her vatandaşın başındaki çoraptır. İdeolojik çoraptır, ekonomik ve sosyal çoraptır, dümendir yani. Çorabı kafandan çıkar, dünyaya bak. Zaten onun içindesin. Halktan başka bir şey değilsin. 

DÖRDÜNCÜSÜ: Üç kişi cemaat ettiğine göre, halk da eder.

2 yorum:

  1. soruların samimiyetine genelde inanan biri değilim. demişsin. bu cümlenin üzerinde düşünmek istiyorum. ilgimi çekti, o cümlede çakılıp kaldığım için, yazının kalanını çok sonra okuyabildim.

    soruların karşılayamayacağı ya da bir soruya cevap olarak verilemeyecek bazı bilgiler, düşünceler, inançlar vardır. soru sorarak elde edilmemiş, tam anlamıyla hüdayinabit...

    soru sormayı gereksinmeden kavramak mümkün müdür? diye sormuştum: bakıp, o an anlamak. mümkündür elbet ama sorgusuz sualsiz anlamanın bir güzelliği olduğunu düşünüyorum, her zaman yakalanamaz bu.

    son zamanlarda sahiden duyduğum en ilginç cümle bu yinelemek istiyorum: "soruların samimiyetine genelde inanan biri değilim"

    neden? diye sorduğumda samimiyetimden kuşku duymayacağına inanıyorum.

    YanıtlaSil
  2. bana soru soranlar yazdığım 400 yazıyı okuma güçlüğünden kaçtıkları için soruyorlar. ben ismet özel'e 19 yaşında sorduğum dangalakça bir soru dışında bir tane soru sormadım. merak ettiğim şeylerin çoğunu yazdı veya söyledi ismet abi.

    YanıtlaSil