22 Temmuz 2010 Perşembe

Annales okulu ve Türkiye'de tarihyazımı

Tarih okuyan herkesin kitaplardan başını kaldırdığı anda karşısına çıkacak ilk şey tarihyazımı problemi olacaktır. Modern tarihçiliğin ya da tarih disiplinin oluşumundan bugüne kadar da tarihyazımı problemi değişen dönemlerle birlikte hâlâ gündeme gelmeye devam ediyor. Bu artık bugün neredeyse klasik anlamda tarihçiliğin çözüştürülmesine kadar da varmış durumda. Objektif bir tarih oluşturmanın ötesinde, bu tarihi oluşturanların da kendilerine has konumları olduğu düşünüldüğünde, tarih eserlerini niçin diğer kurgusal eserlerden ayıralım ki, diye bir soru var mesela. Bunda özellikle tarihi kaleme alanların bulundukları pozisyonlar, halkın konumu, çeşitli iktidar ilişkileri vs. belirleyici oluyor. Annales okulu da, gerek modern tarihçiliğin seyri içinde gerekse bugün tarihyazımı üzerine ortaya atılan düşüncelerin oluşmasında başvurulması gereken ilk duraklardan biri.

Annales okulunun belki de bize sunduğu en önemli şeylerden biri, tarihin insan faaliyetleri cephesinden kaleme alınması olmuştur. Sadece arşivlere bağımlı kalarak, onların bize sunduğu bir siyasi olaylar ve ilişkiler dizisinin ötesinde, sıradan halkın ne yaşayıp yaşamadığı ve bunun geniş çaplı etkileri bir nevi popülist bir tarihyazımının da önünü açmıştır. Diğer taraftan 1930'lardan başlamak üzere Türkiye'deki tarihçileri de çeşitli yönlerden etkileyen bir okuldan söz ediyoruz. İnsan faaliyetlerinin önemine vurgu yapan tek okul Annales değil tabii ki. İngiliz Marksist Tarihçiler de özellikle "aşağıdan tarih" yani çalışan halkın, madunların tarihinin yazımı konusunda 1950'lerden itibaren etkili olmaya başlamışlardır. Fakat bu tarihçi grubunun Türk tarihçileri üzerindeki etkisi Annales kadar olmamıştır; daha çok da son yıllarda ortaya çıkan bir durum olarak karşımızdadır. Buradan bakınca Annales okulunun kendisinin ve Türkiye üzerindeki etkisinin önemi ayrı bir yerde duruyor.
Erdem Sönmez'in Annales Okulu ve Türkiye'de Tarihyazımı kitabı bu çerçevede bakılmayı hak eden bir eser. Sönmez'in kitabı bir yandan bir giriş hüviyetine sahip. Annales okulunun Türkiye'deki etkisini ele almadan önce tarih disiplinin ortaya çıkışı, Annales okulunun modern tarihçilik içindeki yeri ve ülkemizde tarihçiliğin konumu üzerine yazdığı bölümler, bu giriş niteliğini oluşturuyor. Konuya ilk defa bakacak olanlara hem temel tartışmaları sunuyor hem de Annales okulunu ve Türkiye'de tarihçiliğin geçmişini belli bir çerçevede sunmayı başarıyor. Annales okulunun Türkiye'deki tarihçilik üzerindeki etkisini ise dört tarihçimiz, yani Fuad Köprülü, Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ ve Halil İnalcık üzerinden ele alıyor. Bolayısıyla eserin bu kısmını, kitapta belirtildiği gibi, bir düşünce tarihi olarak da görmek mümkün. Tabii burada önemli olan ele alınan tarihçilerin Annales'dan hangi yönleriyle etkilendikleri ve Türkiye'nin kendi siyasi, kültürel tarihi içinde bu etkilerin nasıl şekillendiğidir.
Konuyla ilgili bir diğer eser olarak da Peter Burke tarafından kaleme alınan Fransız Tarih Devrimi: Annales Okulu kitabını ve Kurtuluş Kayalı'nın bu kitaba yazdığı önsözü anabiliriz. Tabii gerek Annales okuluna mensup gerekse Sönmez'in kitabında ele alınan Türk tarihçilerin kitaplarına bugün rahatça ulaşmak mümkün.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder