28 Temmuz 2010 Çarşamba

Zokayı yutanlara!

Düzce merkezde çalışan bir öğretmen. Kırkına varmış olmalı. Tatile gelmiş. Hoş geldin, dedik. Geçtik kahveye, çay içeceğiz. Havadan sudan derken "Sadık hoca, sen ne düşünüyon bu açılım konusunda" diye sordu. Daha önce başka konularda bikaç kelam ettik diye sormuş olmalı. Ne diyeceğimi bilemedim. Söyleyecek sözüm olmadığından değildi bilemeyişim. Konuşursam anlaşılır mıyım diyeydi endişem. Konuşmamayı vebal saydım o an. Aklımın erdiği, dilimin döndüğünce bikaç söz edebilirim, dedim. Mehmet Akif'ten öğrenmiştik nasılsa. Konuşabilirdim, konuştum. İşte Mehmet Akif, Düzyazılarında ayrılıkçı hareketlere özellikle dikkat çekiyor. Bu düşmanın bir taktiğidir diyor, falan... Adam (tam bir devlet memuru, hükümet memuru desek daha iyi), "Ben Akif Makif bilmem kardeşim, herkes yerini bilmeli, ayrışmalıyız" demesin mi? (Cümleyi aynen naklediyorum.) Şaşırmadım, çünkü konuşsam mı konuşmasam mı diye endişe duymam bu yüzdendi, pişman da olmadım, iyi ki konuştum diyorum demesine ama mürekkep yalamış, öğretmen diye bura gibi yerlerde halkın sözüne itibar ettiği insanlar nasıl böyle düşünebilir diye üzüldüm doğrusu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder