5 Ağustos 2010 Perşembe

Anlaşıldı: İşimiz var

Anladım ki sözlerimizi işiten insanların (en azından ses çıkaranlarının) ideolojik-kültürel-günlük hayata ait önyargılarıyla uğraşmak gibi gönülsüz bir vazife daha icra etmek zorundayız, bu işi yaparken. Halkçılığı ve halkçı kültürü konuşalım, bir anlayış geliştirelim derken zıt anlayışlar ya da zıtlık anlayışı karşımıza aralıksız bir şekilde çıkacak. Hani şuna da benzemiyor değil. Türkiye'de İrancı kalmamıştır, beş on kişi belki. Ama bu beş on kişi İsmet Özel nerede bir konuşma yapsa orayı bulup İsmet beye itiraz edecek bir nane mutlaka uydururlar. Ya Kuranı Kerimden bir ayet patlatırlar ya milliyetçilikle ilgili atıp tutarlar. İsmet Özel nerde İrancılar orda; ama bu İrancı kardeşlerimizi neden yeşil sahalarda göremiyoruz, mesela, orası bilinmez.

Bir söz popülizmi beğenmeyen, hatta halkı beğenmeyen izleyicilerimize söyleyeyim. Popülizme yakınlık duymuyor olabilirsiniz, halkla da bir sıkıntınız olabilir. Haklı, anlaşılır, haksız, anlaşılmaz tarafları olabilir bunun. Ama bunu getirip de bize satmak zorunda değilsiniz. Biz sahip olduğumuz anlayışı derinleştirme, yayma, diğer yandan da karşı gördüğümüz şeyleri belirleme ve onlara karşı fikir geliştirme yolundan gidiyoruz. Ve popülizmle derdi olan varsa da vardır, bizi çok da enterese etmez. Memleket züppe dolu, sizi parayla mı aldık yani. Seri halde züppe üretiyor; ideolojiler, okullar, cemaat ve örgütler, iş dünyası vb. Çıktığı yeri beğenmeyen, onu yaşatan halkı tanımazlıktan gelen (sanki dedesi çarıklı değildi, babası çift ütü pantolon giymemişti) insanlar muhakkak ki her tarafta karşımıza çıkabilirler. Ama soru: Çıkmak zorunda mıdırlar? Ben de mesela ülkücü değilim ama ülkücülerin sitesine girip her ak dediklerine kara demek için fırsat kollamıyorum. Yürüdüğüm yolda, yaşadığım zihin ve anlam evreninde karşıma ülkücülükle ilgili bana ters bir şey çıkarsa reaksiyon veriyorum hepsi bu. Her aklı başında insanın yapacağı gibi. Burada dakka başı popülizme veya halka karşı şunu bunu demek için bekleşen insanların bu davranışının akıllıca olmadığı kesin. Ama ahlaki olduğundan pek emin değilim. Müslümanca olmadığından ise istişare ve tartışmayla nifak sokmayı, kargaşa çıkarmayı ayırt etmek kaydıyla emin olabiliriz. Şunu da söyleyeyim, bir şeyi çok merak eden adam onu öğrenebilir, çünkü Allah insanı her ne kadar mütecessis, meraklı yarattıysa o kadar da öğrenebilir yarattı. Öğrenemez düzeyde zeka geriliği çekenler var, onlar hoş görülür, şu nedir, bu o mu, o da bu diye sorup durmaları konusunda. Hem sorar hem öğrenemez çünkü. Hilkatin bir garibesidir, hoş görmek vazifemizdir. Çocuklarsa sürekli soru sorarlar ama her yaşta başka şeyler sorarlar, yani öğrenirler ve yollarına devam ederler. Anti-popülistlere tavsiyem şudur: Arkaya ilerleyelim, inenlerin yerine doğru şöyle sağlı sollu hadi bakalım...

İkinci sözüm popülistlere. Burda cedel çıkarmak için bekleşen insanların sözlerini ciddiyetle gözden geçirin ve konuşmaya değer olan her şeyi mutlaka konuşun. Ama salt cedel için bulunanları kendi hallerine bırakın. Onlar iflah olacak değillerdir. Bugüne kadar çok şey yazdım ve çok konuşma yaptım. Özellikle topluluğa hitap ettiğimiz sıra her toplantıda mutlaka bir paranoyak, şizofren, manik depresif, goşist, faşist bir karın ağrısı mutlaka çıkar. En iyisi onu konuşmanın devamı için bahane olarak kullanıp geçmek yani elimine etmektir. Popülistin manevralarından yalnızca biridir bu. Bu da halktan öğrenilmiş bir manevradır. Kinaye de diyebiliriz. Halk def edemeyeceği bela için kinaye silahını kullanır. Nasreddin Hoca ve filler misali.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder