4 Ağustos 2010 Çarşamba

Dibe vurmak

Yoksul, “basitçe ekonomik bir kategoriden ibaret değildir. Esasen toplumsal ve kültürel kimliğe işaret eder.” Yoksulsunuz, işiniz de yok. Kıyafetleriniz perişan. Büyük bir şehirdesiniz. Size bakan memurlar, çocuklarını sizden uzak tutmaya çalışacaktır. İslamcılar sesli bir şekilde, çok şükür bu durumda değiliz diyecektir. Solcular için zaten önemli değilsiniz, önemli olabilmeniz için iktidar olabilecekleri sözünü bir yerlerden almaları gerekiyor. O zaman elinize bir broşür tutuşturacaklardır. Entel için bu durum şipşak fotoğraflanmak içindir, şık cümlelerle süslenmiş. Hükümet için istatistiksel bir veriden öte değilsiniz seçimlere kadar. İş merkezlerinin önünde bir tehlikeden ibaretsiniz. Televizyonlarda “çok yazık halkımız.” diye anons edilen haberlere konu olacaksınız. Birileri hep sizin adınıza sizin için bir şeyler söyleyecektir. Halka inmek diye bir şey söyleyecekler; halk diptedir çünkü. Devlet size karşı olabileceği kadar zalim davranıyor. Sivil toplum bebeleri hazır olda beklemeniz kaydıyla sizden bahsedecektir. “Bu ülke bir türlü batılaşamadı, hep bu sünepeler yüzünden” sözünün muhatabı hep siz olacaksınız. Laik mi değil mi tartışmasının muhatabı bile değilsiniz; çünkü yoksulsunuz. Yoksuluz, yokluğun öğrettiği çok şeye sahibiz. “Gri renkli çamaşır makinelerini halk ankastre sanıyor.” diyerek sırıtan beyaz eşyacı bayanın sizi anlayacağı yok; ama halk olan annesinin size sunacağı en azından soğuk bir suyu vardır. Bugün ayaktaysak ve varlığımızdan söz ediyorsak bunca haksızlığa rağmen size sunacağı bir bardak suyu olanlar sayesindedir. Susuza bir bardak su sunmak başlı başına bir bilgeliktir. Küçük bir örnek belki, her şeyin insandan büyük algılandığı bir dünyada bize küçük gösterilen birçok şeyin özünde irfan vardır. İrfanı kitaplardan öğrenemiyorsunuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder