25 Ağustos 2010 Çarşamba

Yoksulluk

Kendi için üzülmez yoksullar. Kendi olamayacak kadar kendilerinden geçmişlerdir. Sınırını bilendir yoksul. Eksiğini fazlalığını. Kendine ayakkabı alamadığı için üzülmez yoksul. Ama çocuğuna alamadığı ayakkabı için dünya bin defa yıkılır başına. Sırtındaki yırtık gömlekten gocunmaz; çocuğuna yeni bir gömlek alabilmişse dünyalar onun olmuştur. Biz onlara acıyarak bakarız, nasıl olsa her şeyimiz tamdır, mükemmeldir. İslamcıyız, iyi adamlarız onların hakkını savunuruz arada bir. Yoksullar için yola çıkarız bazı bazı. Sen elindekileri kaybetmekten korkuyor musun, o zaman önce kendin için üzül. Yoksul, taştan ekmeğini çıkaracaktır. Sen sadece taşın övgüsünü yapıyorsun. Taşa elin hiç değmemiş. Sen dünyaya kafa tutuyorsun ama dünya hiç başına yıkılmamış. Kendi korkularını hakikat sanıyorsun. Tok olduğun için, şükür onlar gibi de olabilirdik diyorsun. Şükür Allah’adır; sen malının bolluğuna tapınıyorsun. Yoksulun başı öne eğiktir, boyun eğenler kötüdür diyorsun. Yoksula boyun eğdirenin ne olduğunun farkında bile değilsin; çünkü sen bizzat osun. Yoksul soluk aldığında başını göğe kaldırır ve Allah der. Rızkın Allah’tan olduğunu bilir; isyanı da itaati de bunun içindedir. Sen ne kadar çok büyürsem o kadar çok güçlenirim diyorsun. Yoksula gönderdiğin yardım paketinin altında şirket reklamın durur. Sağ elin verdiğini sol el bilmeli ki, sağ elimle verdiğimi sol elimle geri alayım. Erzurum’dayız, kış kıyamet. Erzurum’da kenar bir mahallede ev tutuyoruz, kış kıyamet. Odunumuz yok, kömürümüz yok, kış kıyamet. İslamcı geçinenlerin yanında da kalmışız; biliyoruz ki herkes kendinin başının çaresine bakacak. Gece için korkuyoruz. Kapımız çalıyor, kenar mahallenin kenarda kalmış insanlarından biri. Tenekeden bir soba getiriyor, bırakıyor kapıya. Biraz sonra kucağında odunlarla geliyor, bırakıyor kapıya. Ramazandayız, kış-kıyamet, yemeğiniz yoksa akşam bekleriz, diyor. Hani lan herkes kendi başınaydı. Tam da böyle değildi, karşılığında alabileceğin daha değerli bir şey varsa o zaman verirsin, o zaman işte “biz”dik. Akşam evde soba yanıyor, sobanın üstünde çay. Rızkın nereden geleceği belli mi? Yoksulluk nedir, kendi için üzülmek değil; sevdiklerine ulaşamadığı için üzülmektir. Hayat çok acıtıcı bir şey. Hakikat çok acıtıcı bir şey. Zulme uğramak, hakkının elinden alınması çok can acıtıcı bir şey. Günyüzü görmek der halk. Günyüzü görmemek çok acı bir şey. Ama yoksul can acısı nedir bilmez; çok çabuk geçer onu. Ya boynuna bir ip geçirir yada taşı sıkar ekmeğini çıkarır, her türlü güce karşı. Sen halk hakkettiği gibi yönetiliyor diyorsun, halkın önüne sürülenden haberin yok. İftira atıyorsun, Kuran’dan ayet sunuyorsun. İftira büyük günahtır. Halk büyük günahlardan nefret eder; büyük günahlara bulaşsa da en azından bulaştığının günah olduğunu bilir. Kendini bilir; sen kendim diye kimi biliyorsun, inandığın Allah, halkın Allah’ı değil. Allah kimsesizlerin Allah’ıdır. Sevdikleriyle sınananların Allah’ı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder